Köklü bir aile geleneğinin üzerine, 2013 yılında temelleri atılan Erdim Mimarlık; tasarımın estetiği ile inşanın gücünü birleştiren bütüncül bir mimarlık ofisidir. Ümit Erdim ve Derya Erdim ortaklığında büyüyen firmamız; mimarlık, restorasyon ve kentsel dönüşüm alanlarındaki uzmanlığını, kamu ve özel sektördeki sayısız projeyle kanıtlamıştır. Bizim için yapı; kağıt üzerindeki ilk çizgiden, yaşamın başladığı ana kadar süren kesintisiz bir yaratım sürecidir. Her projeyi, sadece inşa edilecek bir metrekare olarak değil; hayal edilen yaşam kurgusunun gerçeğe kusursuz bir dönüşümü olarak ele alıyoruz.
Trabzon, Karadeniz ile dağlar arasında sıkışmış bir eşikte konumlanır. Kıyı çizgisi ile yükselen topoğrafya arasındaki dar bant, kentin mekânsal kararlarını belirleyen temel koşuldur. Bu coğrafyada yerleşim, serbest bir yayılım ile değil; yönlendirilmiş hareketler, zorunlu geçişler ve tekrar eden güzergâhlar üzerinden gelişir. Yaylalar, vadiler ve kıyı arasında kurulan ilişki; insan ve hayvan hareketlerini belirleyen ana sistemdir. Bu hareketler, topoğrafyanın izin verdiği doğrultularda ilerler ve zamanla coğrafya üzerinde izler bırakır. Yayla patikaları, dere boyunca oluşan geçişler ve kıyıya bağlanan hatlar bu izlerin en erken örnekleridir. Bu izler rastlantısal değildir.
Topoğrafya tarafından yönlendirilir, kullanım ile kalıcılaşır. Patika → yol → yerleşim ilişkisi, Trabzon’un mekânsal karakterini belirleyen temel süreçtir. Bu nedenle iz, yalnızca bir hareket hattı değil; kentin oluşumunu açıklayan ana veridir.
Trabzon, Antik Çağ’dan itibaren Anadolu’nun en önemli liman kentlerinden biridir. İran, Kafkasya ve Anadolu içlerinden gelen ticaret yolları, Zigana Geçidi ve Değirmendere vadisi üzerinden Trabzon Limanı’na ulaşır. Bu hat, Karadeniz’i doğu hinterlandı ile bağlayan en güçlü akslardan biridir. Zigana Yolu başta olmak üzere Trabzon’a ulaşan güzergâhlar, yalnızca ulaşım hattı olarak kalmamış; güzergâh boyunca kaleler, gözetleme yapıları, hanlar ve konaklama birimleri ile desteklenerek süreklilik kazanmıştır. Bu yapılar, hareketin mekâna dönüşmüş halidir.
Ticaretin kent içindeki karşılığı iki temel mekânsal örgütlenme üzerinden okunur: Meydan: Trabzon-Erzurum yolunun başlangıcı olarak, ticari akışların düğümlendiği ana merkez Çarşı: Liman ile ilişkili üretim ve zanaat faaliyetlerinin yoğunlaştığı alan Meydan, farklı coğrafyalardan gelen ticari akışların kesiştiği bir alan olarak gelişmiştir. Çarşı ise liman, sur kapıları ve ana yollar ile kurduğu ilişki üzerinden üretim ve dağıtım sisteminin mekânsal karşılığını oluşturur. Bu yapı, kentin izler üzerinden kurulan bir ağ sistemi olarak çalıştığını açıkça ortaya koyar.
Bu güçlü sistem, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren parçalanmaya başlar. Sahil yolu ve viyadükler kıyı ile kent arasına girer. Yaya hareketi geri plana itilir. Dere hatları kentsel yaşamın dışına çıkar. 1970’lere kadar kıyı, Trabzonluların gündelik yaşamının parçasıdır. Kayalık alanlar, balıkçılık, yüzme ve kıyı kullanımları bu ilişkinin göstergesidir. Günümüzde bu ilişki kesintiye uğramıştır. Benzer şekilde, Değirmendere hattı kentin en güçlü doğal izlerinden biri olmasına rağmen, sanayi alanları ve altyapı kararları ile geri planda kalmıştır. Oysa bu hat, topoğrafya, su ve hareketin birleştiği ana kentsel potansiyeldir. Bugün sorun yeni bir sistem üretme ihtiyacı değildir. Sorun, var olan izlerin birbirinden kopmuş olmasıdır.
Proje, Trabzon’da var olan izleri yeniden üretmeyi amaçlamaz. Bu izleri okur, görünür kılar ve birbirine bağlar. Değirmendere hattı bu yaklaşımın ana taşıyıcısıdır. Bu hat bir peyzaj elemanı olarak ele alınmaz; kentin doğal, tarihsel ve güncel izlerini bir araya getiren bir omurga olarak kurgulanır. Bu omurga: topoğrafyayı, su sistemini, tarihsel yolları, güncel yaya hareketlerini aynı sistem içinde birleştirir. Kentte eksik olan bütünleşik ilişki, bu hat üzerinden yeniden kurulur. Omurga, yalnızca bir geçiş hattı değil; kamusal hayatın üretildiği bir sistem olarak çalışır. Bu hat üzerinde konumlanan kamusal yapılar, kentin tarihsel rolünü görünür kılar. Müze, kütüphane ve kültür yapıları; Trabzon’un ticaret, geçiş ve karşılaşma kenti olma kimliğini temsil eden odaklara dönüşür.
Trabzon’da tarihsel olarak mahalleler, kıyı ile kurdukları ilişki üzerinden şekillenmiştir. Güncel durumda bu ilişki kesintiye uğradığı için, proje mahalle kurgusunu dere hattı ile yeniden tanımlar. Sokaklar dereye yönlenir. Her sokak, omurgaya bağlanır. Bu sistem, mahalle ölçeğinde kesintisiz bir yaya akışı üretir. Araç erişimi sokak başlarında çözülür. Sokak içi tamamen yaya kullanımına ayrılır. Böylece sokak, yalnızca bir geçiş alanı değil; gündelik yaşamın gerçekleştiği bir kamusal mekân haline gelir. Sokak geometrisi sabit bir aks olarak tanımlanmaz. Yapıların sınırları ile şekillenen, genişleyen ve daralan bir boşluk olarak çalışır. Bu boşluk, hareketi yönlendiren bir iz olarak okunur. Zemin katlarda yer alan yarı açık kullanım alanları (serenderler), sokak ile yapı arasında geçirgen bir eşik oluşturur ve kolektif kullanımı destekler.
Kamusal yapılar, plan üzerinde yerleştirilen nesneler olarak ele alınmaz. İzlerin kesiştiği ve yoğunlaştığı noktalarda ortaya çıkar. Bu kesişimler: hareketin arttığı, farklı kullanıcıların karşılaştığı, kamusal hayatın üretildiği alanlardır. Bu nedenle kamusal yapılar, akışı kesen değil; akışı yoğunlaştıran ve görünür kılan elemanlar olarak çalışır. Sanayi Mahallesi’nde önerilen FAB-LAB, bu yaklaşımın üretim ölçeğindeki karşılığıdır. Geçmişte üretim ile tanımlanan bu alan, günümüzde yeni üretim biçimleri ile yeniden ele alınır ve dere hattı ile kurduğu ilişki üzerinden kamusal bir üretim alanına dönüşür.
Trabzon’un mekânsal karakteri, form üzerinden değil; izler üzerinden okunur. Bu proje: Var olan izleri takip eder, bu izleri görünür kılar, ve aralarındaki ilişkiyi yeniden kurar. Kent, bu ilişkiler üzerinden yeniden çalışmaya başlar.